İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Siyasi Kapitalizm, Siyasi İaşecilik, Kahramanca Gerçekçilik

Şüphesiz cennet kılıçların gölgesindedir

Hz. Muhammed (s.a.v.)

            Bu “değişik” tamlamalarla dolu başlığı atmamın temel bir sebebi var. Mevcut siyasi küremizi anlamak ve anlamlandırmak adına, iki yeni ve cüretkar terim önermek, Fikir Mayası‘nın adına yakışır şekilde, yeni bir düşünüş biçimine, yeni bir düşünce örüntüsüne maya çalmak; “ata tohumu” buğdayla çalınmış ekşi ve organik bir maya, kökünü Osmanlı dünya görüşünün temellerinden alan bir maya. Bu teşebbüs aynı zamanda İslam-Osmanlı siyasi geleneğinden ilham alan yeni bir siyasi gelenekselcilik denemesinin de ilk tohumlarından. Başlıktaki iki terimi ise Osmanlı ve Avrupa iktisadının temel ayrım noktasından hareketle seçtim. Fakat Osmanlı’nın kerim zihin dünyasını ziyaret etmeden önce uğramamız gereken bir durak daha var.

Ernst Jünger

            Ernst Jünger dünyayı kahramanca bir gerçekçilik merceğinden okuyarak anlamlandırır, bu okuma ise kaynağını Spengler ve Sombart gibi Alman entellektüeller arasında popülerlik kazanan iki zıt arketipe, Asker ve Tüccar zıtlığına dayanır.1 Bu iki arketipi ödünç alarak devam edelim. “Tüccar” işlerini hesabi bir şekilde, koyduğu sermayenin ne kadar uzayıp ne kadar kısaldığını kuruşu kuruşuna hesab ederek çekip çevirir. “Asker” yahut “savaşçı” ise yalnız efor yahut can vererek aşkın bir hedefi gerçekleştirmekle ilgilenir, hesabi değil hasbidir.

            Günümüzün dünya liderleri ve siyaset adamları, sırtlarından savaşçı kıyafetlerini yahut milletlerine mahsus etnik kıyafetleri çıkartmış, küresel finans sisteminin sınır tanımayan üniforması olan takım elbiseleri, banker kıyafetlerini sırtlarına geçirmişlerdir. Müslümanlarla ve Protestanlarla mücadele edip, Lutherci sapkınlığa karşı Karşı Reform sürecine öncülük edereken hazinesi 5 defa iflas eden II. Felipe’nin gözünde altın, dinini dünyaya hakim kılmak için ödenecek cüzi bir bedeldi. “Realpolitik” üslubunu dünyaya tanıtan Bismarck, bir elinde abaküs bir elinde büyüteçle titreyen bir adam değildi. Hesaplamaktan geri kalmasa da Bismarck için “Kan ve Demir”, tarihin dağdağalı akıntısında hırpalanan Almanya’yı birleştirmek ve Prusya ruhunu yeniden tebellür ettirmek için ödenmesi gereken bir fiyattan ibaretti.

            Geçmiş zamanın liderleri, bir fiyat yahut bir bedel ile aşkın, ulvi bir hedefi satın alırlardı. Siyasi sermayenin ve nakit paranın mantığı işte burada örtüşmeye başlar. Para ve üzerine yazan rakam, geçmişte verilmiş bir emeğin şu an veya gelecekte tekabül ettiği somut değeri/maddi karşılığı ifade eder. Siyaset, özellikle dış siyaset, tıpkı tüm sosyal edimler gibi bir “oyun” mantığını havidir.2 Oyunu oynamanın ve oyunda kaynak biriktirmenin hedefi, amacı ve ereği oyunun sonundaki ödülü (Protestanları yok etmek, Almanya’yı birleştirmek yahut Gazze’yi kurtarmak) elde etmektir. “Savaşçı” böyle bir oyun kurmuş ve asırlarca bu oyunu bu üslupla oynamıştır.

            “Banker donuna bürünen”3 çağdaş siyaset adamının, “Tüccar”ın oyunu ise tamamen farklıdır. Küresel finansal kapitalizmin siyaset küresini rehin aldığı bir dünyada, oyun finansal kapitalizmin menfaatini kayıracak, 80 küsur senedir tüketim toplumu (consumerism) ve dünyayı değiştirme iddiası taşımayan narkotik bir muhafazakarlıktan ibaret bir yaşam destek ünitesinin zoruyla hayata tutunan “küresel barış” illüzyonunu sürdürecek şekilde tasarlanmıştır. Tıpkı bir tüccar gibi, kârlı bir anlaşma yapmak, diğer oyunculardan daha çok sermaye biriktirmek, hesap yapmak, hem de çok hesap yapmak ve her ne olursa olsun oyunda kalmak, oyunu sürdürmek (show must go on!) “Tüccar”ın oyununun amacı haline gelmiştir. Ödül mefhumu ortadan kalkmış, oyunu oynamak ödülün kendisi halini almıştır. Bu sebeple bu oyun, aşkın bir amaca ulaşma oyunu değil, sermaye yığma oyunudur. Sermayecilik, yani “kapitalizm oyunu”…

            Üstelik bu kapitalizm, milyonlarla oynayan ve her gözeneğinden adrenalin ve testosteron fışkıran bir borsacının, bir Wall Street Kurdu‘nun “avcı-toplayıcı” tavrından uzaktır. Daha çok bir başka karakteri, Sakar Şakir‘de Ali Şen’in oynadığı hasis ve aciz bakkalı hatırlatır: “Karıı! Sabunu rutubetli yere koy, süte iki misli su kat, çikolataların etiketlerini ellişer kuruş fazlalaştır, pirince taşınan torpak karıştır!” cümlelerinin sefaleti dahi çağdaş dış siyaset oyununun hesapçılığını tarif etmekte yetersiz kalır.

II. Felipe

            İki oyunun birbirinden neden taban tabana ayrıştığını merak etmeye başladığımıza göre, artık, Osmanlı iktisadi görüşünü ziyaret etmeye hazır gibiyiz. Merhum Mehmet Genç hocanın uzun yıllar süren titiz arşiv araştırmaları sonucu tarihçilerin, Osmanlı iktisadi dünya görüşünün üç temele dayandığı hususunda ittifak ettiğini gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz: Tradisyonalizm, fiskalizm ve provizyonizm. Bizi ilgilendiren ve siyasi sermayenin nakit parayla örtüşen mantığına taalluk eden ilke, sonuncusu yani provizyonizmdir (iaşecilik).

            Dünya, özellikle de Avrupa-Akdeniz havzası erken modern dönemi selamlarken, Avrupalı oyuncular merkantilist iktisadı b öncüsünü andırmaktaydı. Para, mal ve hizmet almaya yarayan bir vasat olduğu halde diğer devletler üzerinde hakimiyet kurmak amacıyla para ve altın/gümüş depolanmaktaydı. Nitekim zaman ilerledikçe ve 19. asra girildikçe merkantilist görüş yerini kapitalizme ve sermaye biriktirmek için sermaye biriktirme örüntüsüne bırakmıştı.

            Osmanlı’nın “kerim” iktisadi görüşü ise bu çığırın tam tersine gitmekte, parayı/madeni elden çıkartıp pazarları bol ve çeşitli mal ve metalarla “iaşe” etmeyi öngörmekteydi.4 Sultan, raiyyetinin (=sürü) “iyi çobanı”ydı, patrimonyal siyasi kültürü sürdürmekte ve milletin baba figürü olarak çarşı ve pazarları türlü çeşit mallarla doldurmaktaydı; “narh koyan Allah’tır” hükmü ile “reaya ve berayaya” ve “nizam-ı alem”e halel gelmemesi arasındaki dengeyi korumak için devletin imkanlarını seferber etmekteydi.

            Kasedi ileri sarar da tekrar güncel yaramıza dönersek… Dünyamızı, en çok da İslam Alemi’ni çürümeye sevk eden en büyük saik, Batılı bankerlerin ve simsarların (broker) oyununu onlarla beraber oynamak ve adeta kurallar “daima kasayı kazandıracak” şekilde yazılmamış gibi, onların oyununda onları yenmeye çalışmaktır.

            Tüccarın oyununda kazanmanın yegane yolu, oyundan çıkmak ve kendi oyununu kurmaktır. “Asker-Savaşçı” arketipinin oyunu, “Tüccar” arketipinin oyununun mutlak zıddı olduğu için, Tüccar’ı yenmenin yegane yolu, Savaşçı’nın yeni bir oyun kurup, bu oyunu Savaşçı gibi, kahramanca oynamasıdır. Bu oyun “iaşeci” karakterde olmalı, sermaye karşılığı ali ve ulvi menzillere varmayı hedeflemelidir.

            Küresel siyaset sisteminin ve dünya üzerinde kurulan “İngiliz-Yahudi” tahakkümünün5 İslam Alemi’nin acımasızca ezişinden rahatsız olan her ruh için, “sömürgeciler bizi ezdi” retoriğinden, “çok çalışırsak onları onların oyununda yeneriz” sanrısından, “ahlaki üstünlüğümüz olduğu için elbet bir gün kazanacağız” minvalindeki uyuşturucu düşüncelerden arınarak dünyaya ve çürütücü reelpolitikçiliğe karşı yeni, ışıltılı ve kahramanca bir gerçeklik empoze etmek haricinde bir yol görünmemektedir. Bu sürecin ilk aşaması Müslüman ülkeleri Aksa Tufanı’nın bile uyandıramadığı bir felce uğratan “siyasi kapitalizm”in yerine siyasi iaşeciliği hakim kılmaktır. Sonraki adımlar için otantik bir kılavuz arayanlar için İslami siyasi gelenek sayısız hazinelerini gözlerimizin önüne dizmiş, beklemektedir.


1     Hüseyin Etil, “Konformi̇zme İsyan: Ernst Jünger’i̇n Kahramanca Gerçekçi̇li̇ği̇”, Divan: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, XXXI(60), 97-129. Sombart’ın kavramsallaştırması için bkz. Werner Sombart, Traders and Heroes: Patriotic Reflections, terc. Alexander Jacob Arktos Yayınları, Londra 2021.

2     Pierre Bourdieu ve Loic Wacquant, Düşünümsel Sosyolojiye Davet, terc. Nazlı Öktem, İletişim Yayınları, İstanbul 2023.

3     “Donuna bürünmek”, İslam-Türk destanlarında ve menkıbevi halk hikayelerinde yoğun olarak kullanılan ve aldatmak amacıyla kılık değiştirmek manasına gelen bir motiftir.

4     Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Yayınları, İstanbul 2021.

5     Ş. Teoman Duralı, Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel Medeniyeti, Dergâh Yayınları, İstanbul 2019.

Yorumlar kapatıldı.