Hüseyin Kâzım Kadri(1870-1934) , son dönem Osmanlı aydınları içinde öne çıkan isimlerden biridir. Birçok alanda eser vermiştir. Eserlerinin ana teması, Müslümanları ve Osmanlıları Batı karşısında düştükleri mağlup konumdan kurtarmaktı. İslâm’ı terakkiye mâni olarak gören dönemin birçok Batıcı Türk aydınına karşı o, İslâm dini ile asrın medenî icaplarına intibak edilebileceği fikrini savundu. Bu sahada birçok eser kaleme aldı. Tabiri caizse, yazdıklarıyla millet öğretmeni vasfını yüklendi.
Aile, Eğitim ve Meşrutiyet Yılları

Hüseyin Kâzım Kadri, elit bir ailenin mensubu olarak 1870 yılında İstanbul’da doğdu. Babası, Sultan II. Abdülhamid döneminin meşhur Trabzon valisi Kadri Paşa idi. Kadri Paşa, 1892 yılından itibaren on bir yıl boyunca Trabzon valiliği görevini sürdürdü. Sultan’a sıkı sıkıya bağlı, eli maşalı bir idareci olmasına rağmen halka kendini sevdirmişti. Ani bir rahatsızlık sonucu görevi başında hayatını kaybetti. Naaşı, Trabzon’da Gülbahar Hatun Camii’nin haziresine defnedildi.
Kâzım Kadri, bir bürokrat çocuğu olması itibarıyla oldukça iyi bir eğitim aldı. Hususi eğitimle Arapça ve Farsçanın yanı sıra Yunanca ve Latince gibi Batı dillerini de öğrendi. Ziraatçiliğe ayrı bir merakı vardı. Kâzım Kadri, eğitimini tamamladıktan sonra birçok resmî görevde bulundu. Ancak babasının aksine o, Sultan II. Abdülhamid rejimine aleyhtardı ve sıkı bir Meşrutiyet taraftarı idi. Tevfik Fikret ve Hüseyin Cahit (Yalçın) ile yakın dostluğu vardı. Üç arkadaş, Sultan’ın “baskıcı” rejiminden kaçarak Yeni Zelanda’ya yerleşmeyi dahi planladılarsa da Tevfik Fikret’in cayması üzerine bu hayallerini rafa kaldırdılar. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra ise birlikte, Türk düşünce hayatı üzerinde derin izler bırakan Tanin gazetesini kurdular.
İslâm Düşüncesi ve Eserleri
Ancak ne gariptir ki Tevfik Fikret ve Hüseyin Cahit’in seküler eğilimlerinin aksine Kâzım Kadri, İslâmcı denebilecek bir çizgideydi. Mesaisinin büyük çoğunluğunu İslâm davası için harcadı. Genelde âlem-i İslâm’ı, özelde ise Osmanlıları Batı karşısında düştükleri mağlup konumdan çıkarmanın çarelerini araştırdı. Bu konuda birçok kitap ve risale kaleme aldı. Bunlar arasında özellikle 20. Asırda İslâmiyet adlı eseri dikkat çekicidir. Zira bu eser, Kâzım Kadri’nin İslâm ve Müslümanlar hakkındaki düşüncelerinin derli toplu bir hâlini ihtiva etmektedir.
Kâzım Kadri’nin fikirlerini tasvire geçmeden önce hemen ifade etmek gerekir ki onun dinî görüşleri ve biyografisi üzerinde birçok araştırma mevcuttur. Bunların bazılarını kaynakça kısmında belirttik. Ayrıca yakın bir tarihte Kâzım Kadri’nin şahsî arşivi İSAM tarafından araştırmacılara açılmıştır. Dolayısıyla bu yazımızın, onun fikirlerini ve biyografisini bütün yönleriyle ortaya koymaktan uzak olduğu aşikârdır. Biz burada daha ziyade Kâzım Kadri’nin kısa bir portresini takdim ederek onun düşünce dünyası üzerinde merak uyandırmak niyetindeyiz.
Yukarıda bahsi geçen eserden açıkça anlaşılıyor ki Kâzım Kadri’nin İslâm hakkındaki düşünceleri, klasik İslâm ulemasının görüşlerinden farklıydı. Modernist bir çizgiye sahipti. Ancak birçok görüşüyle modernistlerin fikrinden de ayrıldığını söylemek gerekir. Asr-ı Saadet ve Hulefâ-yi Râşidîn döneminin mükemmelliğine sıklıkla vurgu yapan Kâzım Kadri, sonraki çağları İslâm için bir “inhitat” devri olarak tanımlar. Hatta Osmanlı dönemini de tüm haşmet ve azametine rağmen bu menfi kavramın sınırlarına dâhil eder.

Daha da garibi, İslâm tarihi üzerinde kalem oynatan dönemin birçok modernist entelektüelinin düşüncesine muhalif olarak Kâzım Kadri, Abbasiler döneminde İslâm’ın Yunan felsefesiyle tanışmasını ve kelâm ilminin hızla yayılmasını inhitatın en önemli sebeplerinden biri olarak görür. Çünkü ona göre Yunan felsefesiyle iştigal, beraberinde Kur’an ve sünnetten uzaklaşmayı getirmiş ve İslâm âlemini faydasız tartışmalara sürüklemiştir. Bu da birbiriyle çekişme ve çatışma hâlinde olan birçok mezhebin doğmasına neden olmuştur.
Bu yönüyle Kâzım Kadri, Mu’tezile gibi sözde daha akılcı görülen ve sıklıkla İslâm’ın pozitif bilimlerle intibakına vesile olduğu düşünülen bir mezhebe karşı da açıkça cephe almaktadır. Kelâmın akaidin önüne geçmesine şiddetle karşı çıkan münevverimizin İmam Gazzâlî’ye karşı yaklaşımında da ciddi bir sertlik görülür. Nitekim eserinde onu, din ile felsefeyi uzlaştırmaya çalışan ve bu suretle “fesadı” körükleyen biri olarak takdim eder.
Mezheplere karşı açıkça cephe alan Kâzım Kadri, tasavvuf üzerinde de menfi düşüncelere sahiptir. Tasavvufu, İslâm’ın yıkılmasının en büyük sebeplerinden biri olarak görür. Dinde gizli bir hakikat olmadığını iddia ederek İslâm akaidinden başka hakikatler aramanın zararlı sonuçlar doğurabileceğini vurgular. Kâzım Kadri, mutasavvıfların itikatlarının büyük ölçüde Hindistan ve İran’dan gelen Buda inancının fikirlerinden ibaret olduğunu iddia eder. Hatta daha da ileri giderek mezhep ihtilaflarının ve tasavvufun, İslâm’dan intikam almak için Acemler tarafından meydana çıkarıldığını söylemektedir.
Selefî Meşrep
Öte taraftan Kâzım Kadri’nin Müslümanların modern dünyaya intibakı hakkındaki düşünceleri de dikkat çekicidir. Batılı oryantalistlerin öne sürdüğü “İslâm mâni-i terakkidir” görüşünü şiddetle eleştiren yazar, Müslümanların kurtuluş formülü olarak İslâm âleminde dinî ve vicdanî bir inkılap yapılması gerektiğini savunur. Ancak bundan sonra siyasî ve içtimaî inkılaplardan fayda görüleceğini ifade eder.
Şüphesiz Kâzım Kadri’nin “dinî ve vicdanî” inkılaptan kastı, Müslümanların sadece Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünnetine dönmesi ve bâtıl olarak takdim ettiği mezhep ile tasavvuf akımlarını reddetmesidir. İslâmiyet gibi sağlam, dünyevî ve içtimaî bir dinin tekâmül ve ilerlemeye engel olması, esasında onun esaslarına karşı gösterilen gafletten ileri gelmektedir. Bu yönüyle Kâzım Kadri, Batıcıların ileri sürdüğü şekliyle Batı’nın yaşayış tarzını olduğu gibi benimseme fikrine karşıdır ve İslâm âleminin istikbalini yine İslâm’ın içinde aramaktadır. Fakat öte taraftan Batı’nın inşa ettiği medeniyete intibakı da zarurî görür. Bu yönüyle Batıcıların düşünce dünyasından bir ölçüde farklı bir noktada konumlanır.
Öte taraftan Kâzım Kadri, tek bir ümmet ve tek bir topluluk teşkil eden İslâm’da milliyet ve kavmiyet mefhumlarının da olamayacağını iddia ederek dönemin Türkçülerinden ayrılır. Bu yönüyle Kâzım Kadri’nin Selefî meşrep bir çizgide olduğu iddia edilebilir. Nitekim Kâzım Kadri üzerinde çalışmalar yapan ve hatıratını okuyuculara aktaran İsmail Kara da onu “yeni Selefîliğe yakın ve modernist” bir aydın olarak takdim etmektedir.
Son Yılları, Vefatı ve Babasının Kabrinin Akıbeti
Kâzım Kadri, bulunduğu cemiyetin ruhuyla tezat teşkil edecek birçok görüş ileri sürdü. Ancak buna rağmen görüşlerinde sabitkademdi. Zira Cumhuriyet’in ilanından sonra da düşüncelerini muhafaza etmesine rağmen aktif olarak devlet yönetiminde ve siyasette görev almadı. Ancak hatırı da pek sayıldığı söylenemez. Rahatsızlığı nedeniyle hava değişimi için gittiği Tarsus’ta 1934 yılında vefat etti.
Ölümünden birkaç yıl sonra ise babası Kadri Paşa’nın Trabzon’daki kabri, dönemin meşhur valisi Hasan Tahsin Uzer tarafından yol geçeceği bahanesiyle yıkıldı. En azından Kâzım Kadri’nin millet ve ümmet için ortaya koyduğu yoğun mesaisi ve fikirlerine hürmet için bile olsa Vali Bey tarafından kabrin başka bir yere nakli gibi bir tedbir dahi düşünülmedi ve tamamen ortadan kaldırılmak suretiyle bir nevi devr-i Hamid’den intikam alındı.
Kaynakça
- Kadri, Hüseyin Kâzım. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Hatıralarım. Haz. İsmail Kara. İstanbul: İletişim Yayınları, 1991.
- Kadri, Hüseyin Kâzım. 20. Asırda İslâmiyet. Sadeleştiren Ertuğrul Özalp. İstanbul: Pınar Yayınları, 1992.
- Kara, İsmail. “Bir Eski Zaman Efendisi: Hüseyin Kâzım Kadri.” Tarih ve Toplum, sy. 49 (1988), s. 9-14.
- Albayrak, Nurettin. “Hüseyin Kâzım Kadri.” TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, s. 554-555.
*Yazının kapağındaki fotoğraf İSAM İKA arşivinden (HKK-F-89) alınmış olup yapay zekâ ile renklendirilmiştir.







Yorumlar kapatıldı.