İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Küfür Tek Bir Sistemdir-II

Önceki yazımızda dildeki küfre işaret etmiş; küfrün kök anlamıyla gerçeğin üstünü örten, hakikati görünmez kılan bir perde olduğundan bahsetmiştik. Şimdi bu perdenin yeryüzündeki en eski, en dayanıklı ve en sinsi taşıyıcısına bakmak zorundayız: Para. Bugün üniversite kürsülerinde okutulan cilalı iktisat teorileri dünyada olup biteni açıklamak yerine, tıpkı dildeki örtü gibi bu sömürü düzenini meşrulaştırma görevini kusursuzca yerine getiriyor.

Tarih boyunca sikke kestirmek hükümranlığın en çıplak alametiydi; madendeki mühür kiminse güç de ondaydı. Fakat sikke henüz tartılabilir, dokunulabilir bir hakikate; altına, gümüşe, yani maddeye yaslanıyordu. Kâğıt paraya geçiş, bu maddi sınırı yıkan ilk büyük ontolojik kopuş oldu ve Goethe bu kopuşu tarihe geçecek bir sahneyle resmetti. Faust’un ikinci bölümünde, hazinesi tükenmiş, askerine maaş ödeyemeyen imparatora Mephistopheles bir çözüm sunar: toprağın altında henüz bulunmamış, varlığı yalnızca varsayılan bir hazineye dayanarak kâğıt para bastırmak. İmparator kabul eder; senetler basılır, saray bir anda bolluğa kavuşur — ama ortada gerçek hiçbir karşılık yoktur, yalnızca bir vaat vardır. Goethe’nin şeytana yaptırdığı şey kâğıt parayı icat etmek değil, parayı maddeden koparıp saf bir inanca, bir güven oyununa dönüştürmektir. Değer artık maddede değil, o vaadin ne kadar inandırıcı olduğunda yaşamaya başlamıştır. Güç ise somut serveti elinde tutandan, o soyut vaadi yöneten ve dilediğinde geri çekebilene geçmiştir.

Fransız İhtilali’ni yalnızca bir eşitlik ve hürriyet anlatısı sanmak bu yüzden büyük bir yanılgıdır; sahne arkasında monarşi ve aristokrasinin yerini alan yeni küresel finans elitleri yükselmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Bretton Woods sistemi ise bu kontrolü evrenselleştirmiştir. İsmet Özel’in o sarsıcı dizeleriyle: “Doların dalgalanmasına bırakıldı bu çağda ölüm.” Bugün adını dahi bilmediğimiz en ücra coğrafyalarda bile doların tahakkümü geçerlidir. Artı dijital parayla birlikte mekansal dolaşımında bir anlamı da kalmadı.

Bugün ise para, ikinci ve çok daha tekinsiz bir soyutlama evresini yaşıyor: Kâğıttan dijitale, yani piksellere geçiş. Dijital para, kâğıdın sahip olduğu son maddi kırıntıyı da ortadan kaldırıyor. Artık tek bir tuşla silinebilen, dondurulabilen veya el konulabilen bu sanal varlık, insanı tamamen savunmasız bırakıyor. Faiz mekanizması sayesinde kontrol artık zora değil borca dayanıyor; ulus devletler erirken, toprak yerine veri ve sermaye ağlarını elinde tutan yeni tekno-feodaller egemenliği devralıyor. İnsan ise doğduğu andan itibaren borçlandırılan, kredilendirilen ve algoritmalarla her adımı profillenen bir nesneye dönüşüyor.

İşte tam bu eşikte, paranın örtme işlevi dilin örtme işleviyle doğrudan düğümleniyor. Değeri maddeden koparılan, faizle kendi kendine şişen ama bereketi buharlaşan para; insanın hakikatle olan bağını da soyutlaştırıp koparıyor. Dil giderek daralıyor; gündelik hesaba, borç takvimine, faiz oranlarına ve günü kurtarma telaşına indirgeniyor. Aşkın, derin ve hakiki olana işaret eden kelimeler birer birer tedavülden kalkıyor.

Günün sonunda karşımıza; yalnızca ayı kurtarmaya, köşeyi dönmeye veya sistemin kıyısından yırtmaya çalışan, içeriden çürüyen bir insan tipi çıkıyor. Çünkü hem konuştuğu dil hem elindeki para, artık gerçeği değil, gerçeğin yerini gasp eden sahte bir vaadi taşıyor.

Küfür gerçeği örter demiştik. Para, altından dijital kodlara uzanan serüveninde hep aynı amaca hizmet etti: Gücü meşrulaştırmak ve hakikati ertelemek. Bugün değişen tek şey, örtünün artık gözle görülemeyecek kadar incelmiş, hayatın ta kendisi kılığına girmiş olmasıdır.

Yorumlar kapatıldı.