İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Küfür Tek Bir Sistemdir-I

Küfür, mahiyeti gereği bozmayı, dönüştürmeyi ve hakikati örten her türlü yapıyı yaymayı amaçlar. Sirayet ettiği her şeyi zamanla kendi doğasına benzetir; anlamı aşındırır, değerleri dönüştürür ve kökleriyle bağını koparır. Modern çağda ise küfür, artık yalnızca kadim inkârcılık biçimleriyle sınırlı değildir. Hristiyanlığın, Yahudiliğin, hatta pagan dünyanın geleneksel formlarını dahi tasfiye ederek onların yerine yeni bir dünya tasavvuru inşa etmektedir.

Bu dönüşümün ilk cephesi dildir. Çünkü dil değiştiğinde düşünce de değişir. Kur’an-ı Kerim’in Allah kelâmı oluşunun hikmetlerinden biri de burada aranabilir: hakikati muhafaza eden şey, yalnızca içerik değil, onu taşıyan dilin kendisidir. Küfür dile nüfuz ettiğinde ise kelimelerin anlamını ifsat eder; onları tarihinden, geleneğinden ve hakikatle olan bağından koparır. Böylece aynı kelimeler kullanılmaya devam etse bile artık bambaşka anlam dünyalarına hizmet eder.

Bugün “sekülerleşme”, “ilerleme”, “özgürleşme” veya “modernleşme” gibi kavramlarla ifade edilen birçok süreç de bu dönüşümün taşıyıcısı hâline gelmiştir. Bu kavramlar çoğu zaman tarafsız ve kaçınılmaz gelişmeler olarak sunulurken, gerçekte belirli bir dünya görüşünü normalleştirir ve görünmez kılar. Sonuçta gaflet derinleşir, günah sıradanlaşır ve insanlar içinde yaşadıkları düzenin mahiyetini sorgulamaz hâle gelir. İnşa edilen sistem, kitlelerin gerçek güç merkezlerini ve karar vericileri hiçbir zaman tam olarak görememesi üzerine kuruludur.

Bu noktada sihir kavramı açıklayıcı bir benzetme sunar. Sihir, hakikati ortadan kaldırmaktan ziyade onu olduğundan farklı gösterme sanatıdır. Günümüzde de hakikatin üzeri çoğu zaman yeni kavramlarla, teknik terminolojiyle ve karmaşık söylemlerle örtülmektedir. Gerçekliği gizlemek için sürekli yeni tanımlar üretilmekte; böylece insanlar hakikati değil, onun kurgulanmış temsilini görmektedir.

Dijital teknolojiler ve özellikle Büyük Dil Modelleri (LLM’ler) bu süreci yeni bir safhaya taşımaktadır. Bu sistemler yalnızca bilgi üretmekle kalmamakta; kullanılan dili, düşünme biçimlerini ve algı kalıplarını da formatlamaktadır. İnsanların hangi kavramlarla düşündüğü, hangi cevapları makul bulduğu ve hangi meseleleri önemli gördüğü giderek algoritmalar tarafından şekillendirilmektedir. Dijital dünya, hayatın yükü altında ezilen insana kolay ve cazip bir kaçış alanı sunarken, aynı zamanda onu görünmez bir bağımlılık ilişkisine de sürüklemektedir.

Yüzyıllar boyunca adım adım inşa edilen bu süreç, kadim kurumları ve geleneksel otoriteleri dönüştürdükten sonra teknolojinin sağladığı merkezileşme imkânıyla yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Bir zamanlar birbirinden bağımsız işleyen ekonomik, siyasi ve kültürel sistemler artık aynı dijital ağ içerisinde birleşmektedir. Verilerin küresel merkezlerde toplandığı, ekonomik faaliyetlerin, iletişimin ve seyahatin sürekli kayıt altına alındığı bu düzende teknoloji şirketleri yalnızca piyasanın aktörleri olmaktan çıkmış; birçok alanda devletlerle yarışan, hatta onları yönlendirebilen küresel güç odaklarına dönüşmüştür.

Yorumlar kapatıldı.