Teknolojinin ilerleyişi yalnızca maddi düzeni değil, manevi düzeni de dönüştürdü. Tekno-kapitalizm ve tekno-feodalizm tartışmaları bu dönüşümün ekonomik-politik boyutunu anlatır; ancak bugün geldiğimiz nokta bundan daha derin bir şeye işaret ediyor: Teknoloji artık yalnızca üretim ilişkilerini değil, insanın sinir sistemini, dikkatini ve iç dünyasını da ele geçiriyor. Teknolojiyle bütünleşerek bir tür yarı-tanrısal özneye dönüşmeyi uman insan, aynı süreç içinde giderek o teknolojinin nesnesine, hatta esirine dönüştü.
Her din kendi kozmolojisini, o kozmoloji içinde de kendi kutsalını üretir. “Teknomistisizm” dediğim şey, teknolojinin ezoterizm ve mistisizmle birleşmesiyle ortaya çıkan bu yeni kutsal alanı ifade ediyor. Günümüzdeki ruhani arayışlar ve “uyanış” deneyimleri teknoloji eliyle biçimleniyor: Rüya tabirinden fala kadar geleneksel olarak insan yorumuna bırakılmış pratikler, bugün büyük veri havuzlarından modellenerek üretiliyor. Kozmostaki alametlerden anlam çıkaran fal bile artık istatistiksel bir çıkarım hâline geldi.
Teknolojinin kendisinin başlı başına fetiş hâline gelmesi; yapay zekâ ve veri havuzları aracılığıyla yapılan çıkarımlarla birlikte artık dijital bir animizme dönüşmüş durumda. Kendisine adakta bulunulan ve kurban sunulan bu modern putlar bugün paramızı, zamanımızı ve en önemlisi insanlığımızı istiyor.
Bütün bunların en tehlikeli sonucu ise insanın bizzat kendisinin silinmesi. Hakikatin kendisinden tecelli ettiği insan-ı kâmiller, yerini yapay zekâ modellerine bırakıyor. Tabiri caizse insanlık, teknoloji eliyle yeniden inisiye ediliyor; ama bu sefer inisiyasyonun merkezinde bir üstat değil, bir algoritma var. Teknoloji, insanın mistik ihtiyaçlarını karşılar gibi görünse de aslında bu ihtiyacın öznesini ve muhatabını değiştiriyor.
Diğer taraftan teknoloji, herkes için her şeyi ulaşılabilir kıldı. Bilgiye, hakikate, hatta kutsala dair en derin sorular artık bir ekranın ötesinde, bir tık uzaklıkta duruyor. Ne var ki bu ulaşılabilirlik derinlik kaybını getiriyor. Teknomistisizm, kutsalı herkese açarken onu herkes için anlamsız ve anlamından kopuk hâle getirdi.
Tüm bu tablo, akla kaçınılmaz olarak teknomistisizmin modern mitolojisi olan Matrix’i getiriyor. Simülasyonun dışına çıkmak isteyen insan, çıktığını sandığı yerde yeni ve daha görünmez bir simülasyona giriyor; çünkü artık simülasyonu işleten bir mimar değil, bizzat kendi verilerimizden beslenen özerk bir sistem var. Matrix‘te insanlar bir makineler ağına enerji kaynağı olarak bağlıyken, bugünkü tabloda insanlık dikkatini, verisini ve nihayetinde anlam arayışını bir algoritmik ağa teslim ediyor.






Yorumlar kapatıldı.