İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ahileri Beklemek

Her çağ, kendi insan tipini ve ona uygun zihniyet dünyasını inşa eder. Toplumsal dönüşümleri yalnızca kaba bir iktisadi determinizmle izah etmek ne kadar eksikse, maddi temelleri göz ardı edip meseleyi yalnızca soyut manevi değerlere indirgemek de o denli yanıltıcıdır. Kültür; coğrafyadan iklime, üretim biçimlerinden inanç dünyasına kadar sayısız dinamikle harmanlanan organik bir bütündür. Toplumların derin kriz eşiklerine sürüklendiği dönemlerde ise bu organik yapı çözülür ve mevcudun içinden yeni modeller, yeni insan tipleri doğar.

Kapitalist dünya sisteminin henüz küreselleşmediği, modernlik öncesi devirlerde toplumlar, kendi yerel ve klasik yapılarını koruyarak varlıklarını sürdürüyordu. O dönemlerde şehir hayatında çarşıyı çekip çevirmek, doğrudan doğruya iktisadı ve dolayısıyla toplumsal nizamı yönetmek demekti. Türk-İslam medeniyet havzasının bu sahada ürettiği en özgün ve sahici teşkilatlanma hiç şüphesiz Ahilik kurumudur. Ahilik; salt bir meslek örgütlenmesi değil, ekonomiyi ahlaki ve ontolojik bir temele oturtan köklü bir fütüvvet anlayışıdır. Rahmetli Nezih Uzel’in bir sohbetinde; Ahiler gündelik maişetlerini temin ettikten sonra kazandıkları paranın fazlasını tereddütsüzce infak eder, biriktirmenin değil bölüşmenin bereketine inanırlardı bahsetmişti.

Mülkiyet hırsını infak ahlakıyla terbiye eden bu iktisadi zemin üzerinde filizlenen kültürün; bugünün kâr maksimizasyonuna dayalı dünyasından bambaşka bir insan tipi doğurması son derece tabiidir. Oysa bugün kadim çarşının yerini ruhsuz bir “pazar” ve denetimsiz bir tüketim girdabının almasının temel sebebi, o çarşıyı ayakta tutan ahlaki omurganın tasfiye edilmiş olmasıdır. Artık mesleki ve ahlaki kusurları sebebiyle “pabucu dama atılan”, haksız kazanç sağladığı için cemiyet dışına itilen esnaf kalmamıştır; çünkü toplumsal denetim ve mesuliyet bilinci yerini atomize olmuş, birbirine yabancılaşmış bireylere bırakmıştır. Mahallenin çözülüşüyle birlikte çarşı da dağılmış; meydan, büyük sermaye sahiplerinin kitlelere dayattığı tektipçi ahlaka ve sınırsız tüketim histerisine terk edilmiştir.

İçinde bulunduğumuz çağda ekonomik yapının hızla dönüşmesi, kapitalist mantığın kendi meşrebine uygun insan modelini yalnızca istihdam etmekle kalmayıp zihnen de yeniden üretmesine yol açmaktadır.

Diğer taraftan, sermayenin yönü ve mahiyeti de dönüşmektedir. Bir tarafta atomize edilmiş, köklerinden koparılmış yığınlar debelenirken; diğer tarafta küresel ölçekte zenginler kulüpleri, kapalı kapılar ardında seçkinci yapılar dünya zenginliğini ve iktisadi akışları kendi kontrollerinde tutmaya çalışmaktadır. Açık, şeffaf, dayanışmacı ve ahlakını sokağa taşıyan fütüvvet anlayışının yerini; kapalı kapılar ardında gücü tekeline alan oligarşik ağlar devralmıştır.

Eğer modern insanın içine düştüğü bu varoluşsal ve iktisadi krizden sahici bir çıkış yolu bulunacaksa; bu ancak çarşıyı yeniden ahlakla, emeği adaletle ve ticareti fütüvvet ruhuyla buluşturmakla mümkün olabilir.

Yorumlar kapatıldı.